Üniversite hastanelerinin işletmesi ve Sağlık Bakanlığı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, üniversite hastanelerinin işletmesinin Sağlık Bakanlığına verilmesi yönündeki teklifin “yanlış algılandığını” söyledi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, üniversite hastanelerinin işletmesinin Sağlık Bakanlığına verilmesi yönündeki teklifin “yanlış algılandığını” söyledi.

Konunun hem YÖK hem de üniversiteler ayağında biraz daha tartışılacağını dile getiren Akdağ, “Bu hastanelerden bazıları, yardıma rağmen hâlâ çok ciddi borç içinde. Nasıl olacak bu iş? Ben, ‘Onlar kötü yönetiliyor’ demiyorum. Ama, Sağlık Bakanlığında hastane yönetiminde hastanenin mali yönüyle ilgilenen, sadece bu konuyla uğraşan 70’i aşkın uzman var. İçlerinde iktisatçı, işletmeci, endüstri mühendisi, istatistik ve finans uzmanları var. Çünkü, bu bir uzmanlık alanı” dedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, üniversite hastanelerinin işletmesinin Sağlık Bakanlığına verilmesi yönündeki teklifi ile ilgili olarak, “Bu konu hem YÖK hem de üniversiteler ayağında biraz daha tartışılacak. Eğer, teklifim gerçekleşmeyecekse bile mutlaka üniversite hastanelerimizin bir mali kontrole tabi tutulması lazım” dedi.

Akdağ, yaptığı açıklamada, üniversite hastanelerinin işletmelerinin Sağlık Bakanlığına verilmesine ilişkin YÖK’e ve üniversitelere yönelik teklifi ile ilgili olarak gelinen nokta hakkında bilgi verdi.

Bir süre önce açıkladığı “Üniversite hastanelerinin işletmesi Sağlık Bakanlığına, eğitim ve araştırma hizmetleri ise üniversitelere bırakılsın” şeklindeki sözlerinin ardından konuyu YÖK Yürütme Kurulu ile geniş olarak görüştüğünü belirten Akdağ, söz konusu uygulamanın bazı üniversitelerde yapıldığını anımsattı.

Uygulamanın Rize, Sakarya ve Erzincan’daki üniversitelerin tıp fakülteleri ile Marmara Üniversitesinde yapıldığını ifade eden Akdağ, uygulamanın Türkiye’nin köklü bir üniversitesi olan Marmara Üniversitesinde hayata geçirilmesiyle birlikte çok rahatladığını söyledi. Akdağ, “Şimdi para ve pulla bir sıkıntıları yok” dedi.

“Üniversite hastanelerinin işinin, eğitim ve araştırma yapmak ve yaptırmak olduğunu” vurgulayan Akdağ, şöyle devam etti:

“Borç batağı içinde yüzen bir üniversite hastanesinin yöneticisi, rektörü, dekanı bütün dikkatini buna vermek zorunda kalıyor. Biz istiyoruz ki, Batılı ülkelerde, yani ABD’de ve Avrupa’da olduğu gibi işin işletmecilik kısmını, girdisi, çıktısı, alımı, satımını Sağlık Bakanlığı; eğitim ve araştırma kısmını ise üniversiteler yapsın. Herkes asli işini yapsın.

Ben diyorum ki ‘Böyle bir yeni düzenleme, yapılanma olsa, eş zamanlı olarak Sağlık Bakanlığının 60’ın üstünde eğitim ve araştırma hastanesinin yetkilerini ve uygulamasını da YÖK’e ve üniversitelere devredelim.’ İlla, ‘Aman bu hastaneler Sağlık Bakanlığının olsun’ diye birşey yok. Zaten, Sağlık Bakanlığı, 830’un üstünde hastaneyi yönetiyor. Benim ‘Üniversite hastaneleri illa Bakanlığa gelsin’ diye bir arzum yok. Geçmişe dönersek, sigorta hastanelerinin durumu ortada.

Üniversiteler ve YÖK, teklife sıcak bakıp da ‘Tamam’ deseler, iki yıl içinde bu hastaneler, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin konumuna yükselir.”

“Teklif, yanlış algılandı”

Teklifin, “yanlış” algılandığını belirten Akdağ, “Sık sık üniversitelerimizden hocalarımızla biraraya geliyoruz. Genellikle ‘Sağlık Bakanlığı, üniversite hastanelerine göz mü koydu?’ şeklinde algılanıyor. Oysa, uzaktan yakından alakası yok” değerlendirmesinde bulundu.

“Neden yıllarını bilime vermiş olan insanlar, öğretim üyelerim zamanlarını eğitim ve araştırmaya ayıracak insanlar hastanenin borcuyla uğraşsınlar? Buna gerek yok ki” diyen Akdağ, tüm hastanelerin milletin ve devletin malı olduğunu söyledi. Akdağ, “Mahkeme, kadıya mülk değil ki” dedi.

Hastanelerin finansmanının büyük ölçüde bütçe tarafından karşılanan kurumlar olduğunu dile getiren Akdağ, “Özerklik’ denildiğinde, ben eğitim ve araştırma alanında bir özerklik anlarım. Yani, hastanelerin işletmesini Sağlık Bakanlığı yönetse, oradaki eğitim ve araştırmaya mı karışacak? Tabii ki karışmayacak. Tam tersine, Sağlık Bakanlığının yürüttüğü eğitim ve araştırma hastanelerini de ben üniversitelere devretmeye hazırım” diye konuştu.

Bakan Akdağ, herhangi bir üniversite hastanesinde hizmet aksaması olduğunda, vatandaşın gözünde bu sorunun üniversiteye mal edilmediğini ifade ederek, bunun “hükümetin” sorunu olarak değerlendirildiğini belirtti. Akdağ, “Doğrudan hükümetin hastane hizmetini aksatması olarak algılanıyor” dedi. Bu konuda vatandaşları “haklı” bulduğunu dile getiren Akdağ, “Sonuçta anayasayı yapan millet, kanunları yapan milletin meclisi. Onları icra etmek de hükümetin işi. O zaman, buna göre düzenleme yapmak lazım” diye konuştu.

“Konu, biraz daha tartışılacak”

Bu konunun “hem YÖK hem de üniversiteler ayağında biraz daha tartışılacağı” yorumunu yapan Akdağ, “Eğer, teklifim gerçekleşmeyecekse bile mutlaka üniversite hastanelerimizin bir mali kontrole tabi tutulması lazım” dedi.

“Hazıra dağ dayanmaz” diyen Akdağ, bazı üniversite hastanelerine ciddi hazine yardımı yapıldığını anımsattı. Akdağ, şunları kaydetti:

“Bu hastanelerden bazıları, yardıma rağmen hâlâ çok ciddi borç içinde. Nasıl olacak bu iş? Ben, ‘Onlar kötü yönetiliyor?’ demiyorum. Ama, Sağlık Bakanlığında, hastanelerin mali yönüyle ilgilenen, sadece bu konuyla uğraşan 70’i aşkın uzman var. İçlerinde iktisatçı, işletmeci, endüstri mühendisi, istatistik ve finans uzmanları var. Çünkü, bu bir uzmanlık alanı.

Türkiye, 10 yıl öncesinin sefil hastanelerinden bugün mükemmel hizmet veren hastaneler haline geldi. Neden? Çünkü, uzmanlık geliştirdik de o yüzden. İstiyoruz ki, bu uzmanlıktan üniversiteler de yararlansın. Tekrar söylüyorum, eğitim ve araştırma işleri özerk olarak yürütülecektir.”

“Zaten çok fazla yabancı doktor gelmez”

Sağlık turizminin başarılı olabilmesi için “hekim, hemşire ve diğer sağlık personeli sayısının yeterli seviyeye ulaşması gerektiğine” dikkati çeken Akdağ, bunun için üniversitelerde kontenjanların artırılması ile ilgili YÖK’ün “olumlu” tutum sergilediğini ifade etti. Akdağ, “İki sene önce birlikte bir durum raporu ortaya koyduk. Son YÖK yönetimi büyük bir basiret gösterdi ve kontenjanları artırdı. Kontenjanlar 5 binin altında iken yeni öğrenci sayısı şimdi 8 bin 500’lere kadar çıktı. Bunun 12 binlere çıkması lazım” diye konuştu.

Hekim açığının giderilebilmesi için çözüm önerileri arasında yer alan yabancı hekimlerin çalıştırılmasıyla ilgili olarak da değerlendirmede bulunan Akdağ, “Yurt dışından hekim getirilmesiyle ilgili olarak yasal düzenleme yapılmalı. Hep söylüyorum: Yurt dışından gelecek hekimler, bizim yaramıza derman olmaz ama, Türk doktorlar yabancı ülkelerde çalışabiliyorsa neden yabancılar da bizim ülkemizde çalışmasın?” dedi.

Akdağ, yabancı hekimlerde Türkçe bilme şartı aranacağını ve YÖK’ün uygun gördüğü denklik kriterlerinde başarılı olmalarının isteneceğini ifade ederek, bir an önce ilgili kanun yasağının kaldırılması gerektiğini söyledi.

Recep Akdağ, şöyle devam etti: “Zaten çok fazla doktor gelmez. Dünyada da çok fazla doktor açığı var. Doktorların İngilizce bilenleri İngilizce konuşulan, İspanyolca bilenler de bu dilin konuşulduğu ülkeye gidiyor. Orta Doğu ülkelerinde de İngilizce konuşuluyor. Dolayısıyla Türkçe bilme şartı olduğu için çok fazla gelen olmayacaktır.

Önemli olan Türkiye’de okuyan yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye’de kalmasını sağlamak. Böyle yaklaşık 3 bine yakın öğrenci var. Biz, ilk etapta bunu hedefliyoruz. Bunların bir kısmı zaten kaçak olarak birilerinin yanında çalışmaya gayret ediyor. Neden böyle bir şey olsun?

Kanuni düzenlemenin yapılması için Meclis açıldıktan sonra tekrar gündeme getireceğiz. Bunu, biraz da muhalefetle birlikte yapalım istiyorum. Çünkü, bu meseleyi Türk halkına hizmet olmaktan öte ‘bir milliyetçilik söylemi altında dile getiriyorlar’ ama yanlış yapıyorlar. Milliyetçilik, milletine hizmet etmektir. Neden yabancı uyruklu bir doktor da Türk hastalara hizmet etmesin? Neden, hep bizden beyin göçü olsun?

12 bin kontenjana ulaşırsak, 2023’e kadar 200 bin hekime ulaşabileceğiz. Bu da Türkiye’yi Avrupa’nın hekim sayısı açısından alt sıralarda olmaktan çıkarmıyor, ancak birkaç basamak yükseltiyor. Nüfusa oranla şu anda Avrupa’da sondan üçüncüyüz” dedi.

Medimagazin