İlaç stratejisi tartışıldı

SGK ilaç harcamalarındaki stratejisini belirlemek için taraflarla bir araya geldi.

SGK ilaç harcamalarındaki stratejisini belirlemek için taraflarla bir araya geldi.

 

SGK Başkanı Fatih Acar “Biz kamu olarak ilaç harcamalarının fiyat indirimleri ve iskonto artışlarıyla sürdürülmesini arzu etmiyoruz” derken aynı zamanda hekimlerle ilgili de “Gelişmiş ülkelerde güçlü tanı ve tedavi rehberleri var. Ülkemizde bu rehberler daha kısıtlı. Var olanlar açısından da yaptırım ve rehbere uymayı gerektirecek yaptırımlar zayıf kalıyor” diyerek gelecek dönemde SGK’nın stratejilerine yönelik ipuçları verdi.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilaç sektörünün önemli aktörlerini biraraya getiren 2012 yılı  sonrası kamu ilaç harcamaları için ön değerlendirme toplantısı, Ankara’da geniş bir katılımla gerçekleştirildi

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ilaç sektörünün önemli aktörlerini biraraya getiren 2012 yılı  sonrası kamu ilaç harcamaları için ön değerlendirme toplantısı, Ankara’da geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen toplantıya başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik olmak üzere SGK  Başkanı Fatih Acar, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Başkanı Güldem Berkman, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Genel Sekreteri  Turgut Tokgöz, Ecza Depocuları Derneği Başkanı Sonay Gürgen, Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği Başkanı Abdullah Özyiğit, Türk Eczacıları Birliği (TEB) Genel Sekreteri Eczacı Harun Kızılay olmak üzere Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye İlaç Sanayi Derneği ile çok sayıda sektör kurum ve kuruluşunun temsilcileri katıldı.

Bakan Çelik: “Başarı hepimizin”

Toplantının açılış bölümüne katılan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, konuşmasında, Türkiye’de son 10 yılda sağlıktan memnuniyetin yüzde 70’lere ulaştığını söyledi. Sağlık  hizmeti sunumunun yaygınlaştırılmasının mali açıdan sürdürülebilirliğinin son derece önemli olduğunu ifade eden Çelik, “Türkiye Cumhuriyeti her alanda olduğu gibi sağlık alanında da önemli reformlara imza atmaktadır. Sağlıktan memnuniyetin yüzde 70’lere ulaştığını hep birlikte görüyoruz. Bu reformların gerçekleştirilmesinde, bu reformların altında imzası olan yönetim olarak başarıyı yalnız kendimize aldığımızın düşünülmemesini, bu başarıda ilaç sanayinin, depocunun, eczacının ve diğer tüm hizmet sunucularının  büyük katkıları  olduğunu ifade etmek istiyorum.” dedi.

Hizmet sunumu yaygınlaştırıldığı, kalite önemsendiği zaman bunun bir de maliyetinin olacağını sözlerine ekleyen  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Çelik, bu çerçevede son üç yıla ait global bütçe uygulamasının son yılına girildiğini, bu sürecin gerek kamu  gerekse ilaç sektörüne  çok şeyler öğrettiğini ve alınması gereken derslerin bu süreç içerisinde alındığına inandığını ifade etti.

Faruk Çelik sözlerini, “Düşünün ki, bir ülkede 10 yıl önce 10 milyar sağlık harcaması söz konusu iken 45 milyara ulaşmış. 5 milyar ilaç harcaması söz konusu iken, bugün 16 milyarlara ulaşmış. Bu artışın nedenlerini biliyoruz. Sağlıkta hizmetin yaygınlaştırılmasının, sağlığa erişimin kolaylaştırılmasının çok büyük etkisi olduğunu biliyoruz. Sürdürülebilirlik açısından geçmişten ders alıp hepimizin geleceğe dönük birlikte kararlar almasının önemli olduğunu düşünüyorum. Toplantıdan çıkacak sonuçların ardından sektör temsilcileriyle nihai kararların alınmasında fikir alışverişi içinde olacağız.” şeklinde sürdürdü.

Acar: “Programda belirlenen harcama sınırları içerisinde kalacağız”

SGK Başkanı Fatih Acar da, konuşmasında, sağlık ve ilaç konularının  Türkiye’nin en önemli ve en güncel konuları arasında yer aldığını, bunlarla ilgili kararlar alınırken tüm taraflarla diyalog içinde olmaya önem verdiklerini ifade etti. Acar, SGK olarak bakış açılarının tek taraflı kararlar alan değil, konunun tüm tarafları ile konuları tüm yönleri ile kararlar alan bir yaklaşım  olduğunu ifade etti.

Sağlık ve sosyal güvenlik reformları ile birlikte vatandaşların son yıllarda sağlık hizmetlerine ve özellikle de ilaca erişimlerinin ciddi anlamda arttığını söyleyen Acar, “Bütçe disiplininin sağlanması amacıyla sektör temsilcilerinin de görüşlerini alarak birtakım kararları hayata geçirdiklerini söyledi. Acar, “Biz kamu olarak ilaç harcamalarının fiyat indirimleri ve ıskonto artışlarıyla sürdürülmesini arzu etmiyoruz. Daha ayakları yere basan, bu işin daha sürdürülebilirliğini ortaya koyan, temeli sağlam  kararlar üzerine inşa ettiğimiz bir  sektör oluşturmak niyetindeyiz. Bu, sektörün geleceği açısından da son derece önemlidir, diye düşünüyorum.” dedi.

SGK Başkanı Fatih Acar, son 10 yıla bakıldığında sosyal güvenlik kapsamının genişlediğini, bugün nüfusun 74 milyonuna hitap eden bir  SGK’nın  var olduğunu söyledi. Doktor ve hastane sayılarında son 10 yılda önemli artışlar olduğunu, hastane ve doktora müracaat sayılarında önemli artışlar görüldüğünü, ilaç harcamalarındaki artışın sürdüğünü ve Türkiye’deki ilaç pazarının daha da büyüyeceğinin öngörüldüğünü söyledi.

SGK Başkanı Fatih Acar, ilaca erişim konusunda da günümüzde bir sıkıntı yaşanmadığını söyleyerek, bugünü değerlendirirken geçmişin unutulmaması gerektiğini kaydetti.

2004 yılında 16,8 milyar lira olan sağlık harcamasının  2011 yılında  45,1 milyar liraya ulaştığını belirten Acar, bunun sağlığa ve ilaca erişimin kolaylaşmasından dolayı normal karşılandığını kaydetti. Acar, “Bir işin sürdürülebilir olması da önemlidir. Bu sürdürülebilirlik kavramını önümüzdeki süreçte çok daha fazla tartışmak, değerlendirmek durumunda kalacağız. 2004 yılı ile 2011 yılını karşılaştırdığımızda, toplam ilaç harcamalarının 7,8 milyar liradan 15,8 milyar liraya geldiğini net bir şekilde görebiliyoruz. Bu bir diğer açıdan, ilaç harcamalarının yüzde 100, reel anlamda yüzde 45 oranında artış göstermesi anlamına gelmektedir.” dedi.

Fatih Acar, SGK’nın ilaç giderleri konusunda, Türkiye’nin orta vadeli bütçe programına uygun hareket ettiğini vurgulayarak, sağlık sektörünün sağlıklı biçimde gelişebilmesi için programda belirlenen harcama sınırları içinde kalacaklarını söyledi.

Dünya ilaç pazarının 2008 yılı itibariyle 773 milyar dolar olduğunu, dünya nüfusunun 6,7 milyar; aynı yıl Türkiye ilaç pazarının 10 milyar dolar ve nüfusunun  da 71,5 milyon  olduğunu sözlerine ekleyen  Acar, “Araştırma 2008 yılında yapıldığı için o rakamları kullanmak zorundayız. Türkiye ilaç pazarı o yıl itibariyle dünya ilaç pazarının binde 3’ü, Türkiye’nin nüfusu, dünya nüfusunun binde 10’u. Sonuç olarak dünya ortalamalarıyla kıyasladığımız zaman biz ilaç pazarı anlamında 0,3 puan ileride olduğumuz bir noktadayız. Bunu kötü anlamda değil, bir tespit olarak söylüyorum.” diye konuştu.

Dünya ilaç pazarlarındaki büyüme oranları konusunda dünyadaki en büyük ilaç satış takip şirketi olan IMF’nin 2011 raporunda 2010-2015 yılları arasında Türkiye’deki ilaç pazarının tüm dünyadan daha hızlı büyüyeceğini ve büyümenin ortalama 5 yıllık sürede 8,1 olacağını ifade ettiğini kaydeden Acar,  ilaç pazarının tüm dünyada son yıllarda yüzde 2, yüzde 4 büyürken Türkiye’de çok daha fazla büyüdüğünün çok  net bir şekilde görülmekte olduğunu ifade etti. Acar, 2009 yılında bu büyümenin global bütçe anlaşmaları çerçevesinde bir miktar yavaşladığını kaydetti.

Acar, kamu ilaç harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla oranına bakıldığında,  ilaç harcamalarının payının 2008 yılı sonunda dalgalanmayla beraber gayri safi yurt içi hasılada ciddi bir artış olmamasına rağmen ilaç harcamalarının çok  yüksek bir oranda artığını söyledi. SGK Başkanı Fatih Acar,  bu artışın 2004 yılında 1,41, 2005 yılında 1,34, 2006 yılında 1,33, 2007 yılında 1,32, 2008 yılında 1,36  olduğunu, 2009 yılında 1.36’dan 1,69’a sıçradığını belirterek, bu rakamların ilaç harcamalarının  yıllar içerisinde gayri safi milli hasıladan aldığı payın azalmadığını, bir miktar arttığını gösterdiğini kaydetti.

İlaçta israfın önlenmesinin ilaç harcamalarının azaltılması için önem arzettiğini sözlerine ekleyen Fatih Acar, Türkiye’de tanı ve tedavi rehberlerinin yeterli olmadığını, bu rehberlerin en kısa zamanda oluşturulması gerektiğini vurguladı. Acar “Gelişmiş ülkelerde güçlü tanı ve tedavi rehberleri var. Ülkemizde bu rehberler daha kısıtlı. Var olanlar açısından da yaptırım ve rehbere uymayı gerektirecek yaptırımlar zayıf kalıyor. Örneğin; hipertansiyonda, ülkemizde tek ölçümle tanı konabiliyor ya da tüm dünyanın 2. ve 3. tercihi olan ilaçlarla tedaviye doğrudan başlanabiliyor. Rehberler hem teşhis hem de tedavi sürecinde gereklidir.

Hiperlipidemi tedavisinde, teşhis için standardize ve mükerrer ölçümler kullanılmalı. İlaçla tedavi öncesi diyet, egzersiz gibi ilaç dışı yöntemler anlatılmalı. Oysa ülkemizde rehbere uyumun yokluğunda tek ölçümle ve yalnızca ilaçla tedaviye başlanabiliyor. İlaç dışı yöntemler ihmal edilebiliyor. Gerek usulsüzlükler noktasında gerekse de akılcı ilaç kullanımı konusunda hekimlerin bilgilendirilmesi ve denetimi gündemimizde. Bu konuda da Sağlık Bakanlığımız ile iş birliği içerisinde  çalışılacaktır. İngiltere ve Almanya örneğinde olduğu gibi hekim bütçesi uygulayan ülkeler var. Hekimler teşvik ya da cezalarla sisteme entegre edilebilirler.”diye konuştu.

SGK Başkanı Fatih Acar, araştırma ve geliştirme (AR-GE) yapan kuruluşların desteklenmesi gerektiğini ifade ederek, AR-GE’ye 1,5 milyar lira ayrılması gerektiğini, bugün itibariyle ayrılan paranın 35 milyon lira olduğunu kaydetti. Acar sözlerini, “Ülkemiz büyüyor, gelişiyor. Bu büyümeden elbette ki stratejik bir sektör olarak gördüğümüz ilaç sektörü de payını alacaktır. Önemli olan, bunun doğru bir şekilde sağlanmasıdır. Biz ilaç sektörünün gelişmesine katkı sağlayacak, sektöre yatırım yapacak tüm kurum ve kuruluşların sonuna kadar yanındayız. Kurum olarak üzerimize düşen neyse yapmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.” diyerek sürdürdü.

Tokgöz: “Yol haritası oluşturulmalı”

Türkiye İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve Türkiye İlaç Derneği adına ortak sunum yapmak üzere konuşan İEİS Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, Türkiye ilaç endüstrisinin ciddi anlamda bir yol ayrımında olduğunu söyledi. İlaç sektörünün stratejik bir sektör olması gerektiğini, böyle bir yaklaşımın oluşturulması gerektiğini ifaden Tokgöz, ilaç endüstrisinin pek çok sorunları bulunduğunu belirtti. Yerli ilaç üretiminin cazibesini hızla yitirdiğini sözlerine ekleyen Tokgöz, yerli kapasite kullanımı oranının oldukça düşük, yüksek katma değerli ürünlerin ithal edilir durumda olduğunu söyledi.

Türkiye’de çok ciddi bir üretimin gerçekleştirildiğini, buradaki katma değerin artırılabileceğini ifade eden Tokgöz, “Ciddi boyutlarda bir dış ticaret açığı veriyoruz. Bunların en başında geçmiş yıllardan kaynaklanan bir stratejik yaklaşım eksikliği olduğunu, dolayısıyla stratejik yaklaşımla bu alanların hızla değişime uğrayabileceğini ve sorunların iyileştirilebileceğini düşünüyoruz. Bu anlamda devlet ve sektör el ele vererek,  farklı bir yaklaşımla, farklı bir vizyonla ileriye yürüyebileceğimizi umuyoruz.” dedi.

İEİS Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, ilaca erişimin kolaylaşmasıyla hızla yükselen adetsel bir artış görülürken, özellikle 2009 yılından başlayarak değer bazında gerileyen bir pazarın mevcut olduğunu ifade etti.  Kutu bazındaki, ünite bazındaki artışların  endüstrinin geliştiği anlamına geldiği gibi yanlış bir izlenim bulunduğunu sözlerine ekleyen Tokgöz, kârsız bir endüstrinin doğal olarak ilerleyemeyen bir endüstri olarak kalacağını ifade etti. Tokgöz, “Biz sadece kamu harcamalarını gözeten değil, çok yönlü, hem halk sağlığını hem de endüstrinin sürdürülebilirliğini de gözetebilecek bir ilaç politikasının önümüzdeki yıllarda yerleşmesini bekliyoruz.” şeklinde konuştu.

Ülkelerin gelişmiş düzeyleri azaldıkça toplam sağlık hizmetleri içerisinde ilaç harcamalarının yükseldiğinin görüldüğünü, geçmişte Türkiye’de de durumun böyle olduğunu söyleyen Tokgöz, Türkiye’nin bugün geldiği noktada kendi gelir sınıfının üzerinde iyi bir yerde, özellikle yüksek gelir grubuna yaklaşan bir eğilim  içerisinde olduğunu söyledi.

Kamu ilaç harcamalarının toplam ilaç harcamaları açısından böyle bir gelir grubu içerisinde nasıl bir dağılım sergilediğine bakıldığında tam tersi bir tablo ile karşılaşıldığını ifade eden Tokgöz, “Yüksek gelir grubuna bağlı ülkelerde sosyal güvenlik şemsiyesinin yaygınlığına bağlı olarak kamu ilaç harcamalarının, toplam sağlık hizmetleri içerisindeki payı oldukça yüksek. Az gelişmiş ülkelerde bu hızla azalıyor. Peki Türkiye nerede? Gelişmiş ülkelerin de üzerinde. Vatandaşımıza yüksek gelir grubu ülkelerin de ötesinde ilaç hizmeti sağlayan bir ülkeyiz. Bundan şikâyet etmek herhalde doğru olmaz. Ancak çok doğal olarak da, yönetilmesi gereken bir alan yaratıyor.” dedi.

Toplam ilaç pazarına bakıldığında yüzde 90’ının geri ödeme kapsamında olduğunu ve bunun   yüzde 73’ünün kamu tarafından karşılandığını, aradaki farkın cepten alınan ilaçlar ile katkı paylarının  oluşturduğu kesim olduğunu ifade eden Tokgöz, bunun önemli bir özellik olduğunu, geri ödeme kapsamı  bu kadar önemli bir pay sahibi iken o alanda alınacak her tedbirin sektörü etkilediğini ifade etti.

İEİS Genel Sekreteri Turgut Tokgöz, 2004-2011 yılları arasında ilaç fiyatlarında 250 kez düşüş yaşandığını belirterek, devletin ilaç endüstrisiyle ortak yol haritası oluşturması ve ortak hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

Berkman: “Dünya ülkelerinin yüzde 99’undan ucuza ilaç satıyoruz”

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği Başkanı Güldem Berkman ise konuşmasında ilaç sektörünün son 3 yılının oldukça zor  geçtiğini söyledi. Bu süreçte güven anlamında sorunlar yaşandığını ve sektör ile devlet arasında sanki devletin ödeyici,   kendilerinin ise  karşı tarafta satıcı-esnaf olduğunu ve fiyat konusunda hep birbirlerini ikna etmek gibi bir görünüm  oluştuğunu ifade eden Berkman, “Bence  bu yanlış bir durum. Çünkü ilaç dünyada gerçekten stratejik bir sektör. Türkiye için 2023 vizyonuna katkı anlamında bizim yapabileceğimiz  çok şey  var. 2012 yılında gelinen noktada, ilaç sektörü yüzde 50 değer kaybeden bir sektör olarak zor durumda.  Ekonomik kriz içerisindeki Avrupa’nın en düşük fiyatla ilaç satan ülkelerine göre Türkiye’de  yüzde  53 daha ucuza ilaç satıyoruz. Suudi Arabistan ve Mısır gibi,  ülkemizden ciddi olarak birçok ilaç  artık başka ülkelere gidiyor. Çünkü ‘Türkiye inanılmaz bir şey başardı. İlaçları  bu fiyatlara kadar düşürdü. Dolayısıyla biz kendi ülkemiz yerine buradan  alalım.’ diyorlar. Bu da, dünya çapında bir problem haline gelmesi anlamında. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Dünyanın yüzde 99’undan yüzde 53 daha ucuza olmak, ‘O zaman bu kadar ülke ilaca niye bu kadar para ödüyor?’ sorusunu akla getiriyor.” dedi.

Berkman sözlerini, “Sonuç olarak bakıldığında Türkiye’nin bütçe noktasında en iyi, sağlık konusunda da en gelişmiş ve en iyi ülke olarak bütün ülkelerden daha iyi konumda olduğunu görüyoruz. Bebek ölümlerinin gerilemesinde, sağlık hizmetlerinde, yaşam kalite ve süresinin artmasında kalite gün geçtikçe yükselmekte, vatandaş memnuniyeti artmakta. Özel sağlık kuruluşlarının  sayısı da  giderek artmakta ve sunulan sağlık hizmetinin kalitesi de bununla orantılı olarak yükselmekte. Durum böyle iken, ilaç sektörüne  ayrılan bütçenin de biraz daha fazla olması gerekmektedir diye düşünüyorum.” şeklinde sürdürdü.

Türkiye’nin ekonomik kriz nedeniyle 2009 yılında geçirdiği zor dönemde 3 yıllık bir bütçe uygulamaya karar verdiklerini söyleyen Berkman, bunun ekonomik krizi atlatmak için belirlenmiş bir strateji olduğunu, 2012-2013 dönemi için yeni bir ekonomik plan gerçekleştirilmesinin sağlanması  gerektiğini ifade etti.

2013 ve sonrası için öncelikle temel prensiplerde mutabakat sağlanmasının önem taşıdığını sözlerine ekleyen Berkman, “Kamu harcamaları için gerçekçi bir ilaç bütçesi belirlenmelidir. Yeni moleküllere erişimin hızlandırılması  gerekmektedir. AR-GE  ve yerel üretim yatırımlarının teşvik edilmesi gerekmektedir. Bugün Türkiye’de 35-50 milyon dolarlık bir AR-GE yatırımı var. Toplamda 150 milyar dolarlık bir yatırım var. 10 milyar dolarlık ilacın tüketildiği bir ülkede 1,5 milyar bir AR-GE’de gelse, devletin belki bize bakış açısı da değişecektir. Sistemdeki bu verimsizliklerin giderilerek rasyonel ilaç kullanımının özendirilmesi gerekmektedir.” dedi

İlaç sektörünün, yaklaşık 25 bin kişinin çalıştığı ve bir anlamda halk sağlığı sektörüne hizmet eden bir alan olduğunu söyleyen Güldem Berkman, kur artışını anlatmakta zorlandıklarını vurgulayarak, bu tür konuların da biraz daha öngörülebilir hale getirilmesiyle  hem ülke  hem de sektörün gelişiminde önemli bir adım daha atılmış olacağını belirtti.

Medimagazin