Ruhsal bozukluklar önemli bir hastalık yükü

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de ruhsal bozuklukların hem kentsel hem de kırsal alanda önemli hastalık yükü oluşturduğu görülmekte.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de ruhsal bozuklukların hem kentsel hem de kırsal alanda önemli hastalık yükü oluşturduğu görülmekte.

Türkiye ruh sağlığı profili çalışmasına göre nüfusun yüzde 18’inin yaşam boyu bir ruhsal hastalık geçirdiğini, çocuk ve ergenlerde klinik düzeyde sorunlu davranış oranının yüzde 11 olduğunu belirten Samsun Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, “Bu sonuçlar göstermiştir ki, batı ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de ruhsal hastalıklar yaygın olarak görülmektedir. Hıfzıssıhha Mektebi’nin Türkiye Hastalık Yükü Çalışması’nda da ulusal düzeyde hastalık yükü nedenlerinin temel hastalık gruplarına göre dağılımı yapıldığında kardiyovasküler hastalıklardan sonra yüzde 19 ile ikinci sırada psikiyatrik hastalık grubunun yer aldığı görülmekte. Özürlülükle kaybedilen yaşam yıllarına bakıldığında temel hastalık gruplarında ilk sırayı psikiyatrik hastalıkların aldığı görülmüştür. Bu araştırma sonuçları Türkiye’de hem kentsel hem de kırsal alanda ruhsal bozuklukların önemli hastalık yükü oluşturduğu yorumunu getirmektedir” dedi.

Türkiye’de ruh sağlığı hizmetlerinin ağırlıklı olarak kamu sektörü tarafından bölge temelli model olarak verildiğini ifade eden Dr. Kasapoğlu, “Sağlık Bakanlığı’na bağlı toplam 8 bölge Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi bulunmaktadır. Sunulan hizmet, ağır ruhsal hastalıkların sadece atak dönemlerine odaklanmakta, hastalığın alevlenmesine zemin hazırlayan biyopsikososyal etmenlere müdahale olanağı taşımamakta, hastanın sosyal ve mesleki işlevselliğine katkıda bulunmayı hedeflememektedir. Çoğunlukla hastalığa iç görüsü olmayan ağır ruhsal bozukluğu olan hastaların hastaneden ayrıldıktan sonra ilaç kullanımı ve kontrole gelmeleri bazen sadece kendi inisiyatiflerinde, bazen de bu konuda hiçbir bilinçlendirme yapılmayan ailelerin sorumluluğunda olmaktadır.

Sonuçta hastalar hastane dışında hastalıklarıyla baş başa kalmakta ve alevlenmeyi hazırlayıcı, hızlandırıcı etmenlerle baş edememekte, hastalığın yeniden alevlenmesi ve hastaneye yatışı kaçınılmaz olmakta. Hastalar hem sık ve şiddetli atak geçirmekte hem de toplumda bu hastalar için var olan damgalama davranışı pekişmektedir. Aileler çoğunlukla hasta ve hastalıkla ilgili bir eğitim veya kurum desteği alamamakta, bu da tükenmişlikle sonuçlanmakta” diye konuştu.

Ulusal ruh sağlığı politikasının hastaları toplumdan izole etmek olmadığını, toplumun içerisinde kendi özgüvenleriyle rahatlıkla yaşayabilmeleri için onları tekrar hayata kazandırmayı hedeflediğini açıklayan Kasapoğlu, “Toplum temelli ruh sağlığı modeli çerçevesinde psikososyal destek hizmetlerinin verilmesi, takip ve tedavilerinin yapılması, özgüvenlerini geliştirmeye yönelik çeşitli psikoterapi ve uğraş terapilerinin yapılması gibi fonksiyonlar oldukça önem arz etmektedir. İlaç tedavisinin yanında hastalarımızın bilgi ve becerilerini geliştirmek, özgüvenlerini kazandırmak ve kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak önemli hedefler arasındadır.

Bunun yanı sıra ailelere yönelik çalışmalar da yine merkezimizde yürütülmektedir. Gelecekte açılacak olan diğer merkezlerin ve gündüz hastanelerinin de destekleriyle kronik ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin yaşam kalitesi artacak ve sosyal yaşama uyumları daha iyi hale getirilebilecektir” şeklinde konuştu.

Haberx