Güven Platformu’ndan venöz tromboemboli kılavuzu

16  dernek tarafından oluşturulan Güven Platformu, pıhtı atması için kılavuz hazırladı.

16  dernek tarafından oluşturulan Güven Platformu, pıhtı atması için kılavuz hazırladı.

Uzun seyahatler ve internette uzun süre vakit geçirmek Pıhtı Atmasına bağlı ölümlere yol açıyor.

Tüm yaş gruplarında görülebilen Pıhtı Atması (venöz tromboemboli), farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Uzun süre hareketsizlik, örneğin uçak seyahatleri, otobüs ve otomobil seyahatleri ya da uzun süre internet başında vakit geçirmek bu hastalığa yol açan nedenler arasında yer alıyor. Öte yandan hareketsiz kalmaya bağlı olarak da ortaya çıkabilen hastalığın, yatarak tedavi olan hastalarda veya cerrahi operasyon geçiren kişilerde görülme olasılığı oldukça yüksek.

Avrupa ve Amerika’da; hekimlerin ve toplumun farkındalığını artırmak amacıyla bu konuyla ilgili yazılmış kılavuzlar bulunuyor. Türkiye’de ise hekimlerin ve hastaların ölümcül Pıhtı Atmasına karşı farkındalığını artıracak ve konuya dikkat çekecek ilk kılavuz, Sanofi-aventis’in desteklediği ve 16 ilgili tıp derneği üyelerinin oluşturduğu Güven Platformu tarafından hazırlandı.

Güven Platformunu oluşturan 16 dernekten Prof. Dr. Faik Altıntaş, Prof. Dr. Kürşat Bozkurt, Prof. Dr. Muzaffer Demir, Prof. Dr. Hakan Kültürsay, Prof. Dr. Bülent Erdemli, Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu, Prof. Dr. Birsen İnce, Prof. Dr. Kamil Kaynak, Prof. Dr. Gül Öngen, Prof. Dr. Zeki Öngen, Prof.Dr.Turgut Ulutin’in konuşmacı olarak katıldıkları bir toplantı ile tanıtılan Kılavuz, Sağlık Bakanlığı’nın desteğini aldı ve Türkiye’deki hekimlere ulaştırılacak.

“Pıhtı atmasından” korunmanın yollarının anlatıldığı toplantıda, hastalıktan (VTE) korunmanın, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesinden çok daha kolay olduğunu belirten uzmanlar, Sanofi-aventis’in katkılarıyla hazırlanan kılavuzda yer alan bilgilerden de kısa örnekler verdi.

Toplantıda, hastalıktan korunmak için de şu önerilerde bulunuldu.

  • Uzun süre hareketsiz kalınacaksa baldır kaslarının çalıştırması
  • Mümkün olan yerlerde, aralıklarla kalkılıp biraz dolaşılması
  • Yatak istirahatlerinde pıhtı oluşumunu engellemek için hareket edilmesi
  • Gerektiğinde yaşam tarzında değişiklikler yapılması
  • Kilo verilmesi
  • Sigaranın bırakılması

Pıhtı atması riski, hastanede yatan hastalarda; normal nüfusa oranla 10 kat daha fazla!

Toplardamarda pıhtı oluştuğu zaman, kan akımı kısmen ya da tamamen bloke olur ve bu bölgede ağrı, kızarıklık ve şişlik meydana gelir. Bu olay, vücuttaki derin bir toplardamarda olduğu zaman derin ven trombozu (DVT) adını alır.

Derin ven trombozunun en önemli tehlikesi, pıhtının damar duvarından kopup kan akımıyla kalbe ve oradan da akciğere ulaşıp akciğer damarını tıkamasıdır. Bu duruma pulmoner embolizm (PE) denir. Yapılan testler
ve otopsi çalışmalar; VTE riskinin herhangi bir nedenle hastanede yatan hastalarda, normal nüfusa oranla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca hastane ölümlerinin %10’dan fazlasının PE nedeni ile olduğu bilinmektedir.

Pıhtı atması (Venöz tromboembolizm – VTE) özellikle önemli ameliyat geçiren, ağır tıbbi hastalığı olan ve uzun süreyle yatan hastalarda oluşan bacak toplardamarlarında pıhtı oluşması (derin ven trombozu), bazı hastalarda oluşan bu pıhtının akciğer atar damarlarına gitmesi ve tıkaması (akciğer embolisi) şekliyle oluşur.

Toplardamarlarda pıhtı oluşumu her yaş grubunda meydana gelebileceği gibi ileri yaş gruplarında görülme sıklığı daha da artıyor. Özellikle 60 yaş üzeri her 100 kişinden birinde venöz tromboemboli görülebiliyor.

VTE Önlenebilir Bir Hastalıktır

Pıhtı atması (Venöz tromboembolizm), riskini yüksek oranda yaşayanlara verilen koruyucu tedavi ile hastalık engellenebilir, gelişmiş ülkelerde bu konuda yazılmış kılavuzlar bulunmaktadır. Hekimler ve hastalar bu kılavuzlarla farkındalıklarını artırarak ölümle sonuçlanabilecek olan bu durumu engelleyebilmektedir.

Sanofi-aventis’in koşulsuz desteğiyle Türkiye’de ilk kez 16 uzmanlık derneğinin katkılarıyla bir araya gelen Güven Platformu, Pıhtı Atması (Venöz tromboembolizm) riskine karşı gerek toplumsal gerekse hekim
farkındalığını arttırmak, bununla ilgili alınacak önlemler konusunda standardizasyon oluşturmak amacıyla; genel cerrahi, göğüs hastalıkları, hematoloji, iç hastalıkları, kalp damar cerrahisi, kardiyoloji, onkoloji, ortopedi, nöroloji, tıbbi biyoloji bilim dallarında görevli, bu alanda deneyimli ve çeşitli üniversitelerde çalışmalarını yürüten akademisyenler tarafından gönüllülük esasıyla oluşturuldu.

Diz veya kalça eklem ameliyatları riski artırıyor

Özellikle diz veya kalça eklem ameliyatı yapılanlar; büyük yaralanma geçirenler; kalp yetersizliği veya ağır solunum hastalığı olan kişiler ve yoğun bakımda yatarak tedavi gören hastalarda VTE riski çok yüksek ve bu kişilere kan pıhtılaşmasını engelleyici tedavi uygulanması gerekmektedir.

Koruyucu tedavi ise, doktorun; VTE riskini değerlendirmesi ve bu duruma uygun tedavinin seçilmesiyle
gerçekleşebiliyor. Bazı durumlarda bacaklara basınç uygulayan çorap giyilmesi önerilirken, çoğu hastaya, cilt altına enjekte edilen ilaçlar uygulanarak tam koruma sağlanmaktadır. Bu ilaçlar, cerrahi girişim yapılan hastalarda ameliyattan önce uygulanmaya başlanıyor. Gerektiğinde ise tedaviye, ameliyattan sonra 3 haftaya kadar uzayan sürelerle devam ediliyor.

“VTE her yaş grubunda görülebilir”

Toplardamarlarda pıhtı oluşumu her yaş grubunda meydana gelebileceği gibi ileri yaş gruplarında görülme sıklığı daha da artıyor. Özellikle 60 yaş üzeri her 100 kişinden birinde venöz tromboembolizm görülebiliyor.

Yapılan testler veya otopsi çalışmaları toplardamarda pıhtı oluşma riskinin herhangi bir nedenle hastanede yatan hastalarda normal nüfusa oranla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca hastane ölümlerinin %10’dan fazlasının akciğer embolisi nedeni ile olduğu biliniyor.

Akciğer embolisi yanında uzun dönemde bacak ve akciğer damarlarının tıkalı olarak kalması sonucu varis gelişimi, bacakların alt kısımlarında şişme ve yara oluşumu meydana gelebiliyor”

VTE Dünyada Ölüm Nedenleri Arasında Üçüncü Sırada Yer Alıyor”

Venöz tromboemboli (VTE) dünyada ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor. Özellikle ameliyat sonrası koruyucu tedbirler alınmazsa, VTE’ye bağlı ölümler %10 gibi yüksek oranlara çıkabiliyor. Ameliyat sonrası uzun süreli hareketsizlik (immobilizasyon) ve ameliyat stresi / travması, genetik yatkınlıkla da
birleşince toplardamarlarda pıhtılaşma, bu pıhtının koparak akciğere ulaşması ve burada damar tıkanmasına neden olması (akciğer embolisi) nedeniyle ölüm vakaları görülüyor.

Akciğer embolisine bağlı ölümlerin sayısı ABD’de yılda 300 bin, İngiltere’de yılda 30 bin civarında olduğu biliniyor ki bu meme kanseri, prostat kanseri ve AIDS’e bağlı ölümlerin toplamından daha fazla ölüm vakası anlamına geliyor.

Hastane Protokolü Risk Değerlendirme Formları İçermeli”

Genel cerrahi kliniklerinde yatan, yüksek VTE riski taşıyan hastaların sadece %66’sının uygun koruyucu tedavi alma şansı bulduğu düşünüldüğünde, etkin ve güvenilir koruyucu tedavilerin varlığına rağmen yapılan bu ihmal halk sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturuyor.

Hekimleri tarafından risk değerlendirme formu kullanılarak değerlendirilen hastalarda planlanan koruyucu tedavilerin, uluslararası kılavuzlarda önerilen koruyucu tedaviler ile daha uyumlu olduğu görülüyor. Bu nedenle standart bir VTE risk değerlendirme formunun hastane protokolünde yer alması ve bilgisayar destekli karar verme stratejilerinin yaygınlaşması, hekimlerin risk değerlendirme sürecini gerektiğinde koruyucu tedavi uygulama kararı alma yönünde destekleyeceği düşünülüyor.

VTE Hakkında

Tıpta derin ven trombozu (DVT) olarak bilinen bacaklardaki derin toplardamarların tıkanması ve pulmoner embolizm (PE) denilen akciğerde toplardamar tıkanması ile ortak özellikleri nedeniyle venöz tromboembolizm (VTE) olarak adlandırılır.

VTE hastalarda bazı belirtilere neden olabileceği gibi, belirtisiz olarak da seyredebilir. Bu durum, hastanede yatan hastaların daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarına veya hastanın hayatını kaybetmesine neden olabilir. Yapılan çalışmalardan da anlaşılacağı üzere, VTE’den koruyucu ve uygun tedavinin VTE riski altındaki hastaların sadece yarısında uygulanıyor olması; VTE’den korumanın tüm dünyada yeterince önemsenmediğini ve uygun tedavinin de doğru uygulanmadığını gösteriyor.